loading

Kimim Ben ?

KİMİM BEN;

Çocukluğumda, dünyanın benim için tuhaf bir yer olduğu, ilk düşüncelerim arasındaydı. Bambaşka bir gerçekliğin varlığını içimde bir yerlerde duyumsar ve bu gerçekliğe özlem duyardım. Olmak istemediğim bir yerde olduğumu düşünürken, varlığımı bu küçük bedene hapsedilmiş hissederdim. Böyle zamanlarda nefesim sığmazdı göğsüme, gözlerimi gökyüzünde yıldızlara diker, sessizliğin sesini dinlerdim. Yalnız olmadığımı derinden hissederken, içim aydınlanır ve huzurla dolardım.

Çocukluk ve yetişkinlik evrelerim, sorularına cevap arayan, sorgulayan, anlam arayışında, rasyonel aklımın ikna olmadığı kavramlara şüpheci yaklaşan biri olarak geçti. Bununla birlikte günlük hayatımda ve özellikle rüyalarımda, aklımın almadığı, nasıl olduğunu çözemediğim parapsikolojik durumlar da yaşıyordum. “Bilimsellik ve rasyonel bilgi mi” yoksa “sezgiler ve inançlar mı” sorgularımın arasında okültizme yönelişimi, bu deneyimler belirledi. Zihnimin sarkacı, “reel olan sistematik bir yapı mı” yoksa görünen kadar gerçek olduğunu kalbimin en derininde hissettiğim “görünmeyen mi” soruları arasında gidip geliyordu. Astrolojik doğum haritamda, İkizler burcu Satürn’ün, Yay burcu Jüpiter ve Neptün kavuşumuna karşıtlığının, bu sarkacın bir yansıması olduğunu fark edişim, astroloji ile tanışmamla oldu. Benim payıma düşen, bu ikilemin çıkışını bulma yolunda yaşadığım savruluşlar arasında sentezler kurmak, idrakler geliştirmek ve dengede kalmak oldu.

İçinde yaşadığımız sistem de dualite ilkesi üzerine kurulu ve her şey kendini zıddıyla var edebiliyor… Hayatın içinde yaşadığım zıtlıklar beni regresyonla tanıştırdı. Sonrasında regresyon uzmanı olmaya karar veriş sürecim, iç sesimle zihnimin çekişmeleri arasından, spritüel etkileşimlerle kadersel bir biçimde kendisini var etti. İç sesim yükseldiği halde, zihnimin sesini hayatıma geçirdiğim zamanlarda, doğrunun iç sesim olduğunu ağır bedeller ödeyerek öğreniyorken hala susmayan zihnimi ikna eden verilere ve bilgilere de ulaşıyordum. Kalp biliyor, akıl reddediyor… Zaman içinde ulaştığım her örtülü bilgiyle anlıyordum ki buraya öğrenmeye değil hatırlamaya gelmiştim.

Toplumsal yapı, insan psikolojisi ve psişesi, felsefe, mitoloji, sanat gibi hayatın içinde ve merkezde insanın olduğu konularla hep ilgiliyken, soyut kavramları araştırmaya duyduğum itilim, beni eğitimler, hatırlamalar, karşılaşmalar yani deneyimler bütünü sonucunda olduğum yere getirdi. Görünenin arkasındaki dinamiklere olan merakım sayesinde her bir kapı bir diğerini açıyordu ve aslında zihnimin koridorlarından ruhuma ulaşmaya çalışıyor gibiydim.

Benim için özellikle 1999-2000 yılları bildiğim tüm gerçekliklerin alt üst olduğu, aklımın sınırlarını aşan olaylar yaşadığım, başka gerçekliklerin de olduğunu anladığım zamanlardı. Yaşadığım paranormal olaylar uç noktaya ulaşmıştı; şimdi dahi zihnimde parlaklığını koruyan film gibi rüyalar da görüyor hatta bazılarını yaşıyordum. Yaratıcıyı gerçekten ilk idrak edişimdi ve anladığım, benim üstümde bir gücün hayatımı yönetmekte olduğuydu. Uyanmam için çok güçlü bir şekilde kapımın çalındığını fark ediyordum. Hikayemde O’nun elini ilk fark ettiğim bu süreçten sonra hayatım, çok yönlü bakış açılarıyla ilerleyerek evrildi. Yolculuğum süresince Budizm ve diğer dini öğretilerle ilgilendiğimde fark ettim ki, dört semavi kitap da dahil olmak üzere tek bir gerçeklik olan “insanın çalışma prensibi” anlatılmaya çalışılıyordu.

Uzun yıllar Ruh ve Madde Yayınları ile Ruh ve Madde Dergisini takip ederek derin bilgiler edindim. Dr. Bedri Ruhselman’ın kurucusu olduğu Metapsişik Tetkikler ve İlmi Araştırmalar Derneği temelli Bilgiyi Yayma Vakfı (Bilyay ) ve ona bağlı İzmir Ruhsal Araştırmalar Derneği (İrad ) etkinlikleri çerçevesinde sürekli ve yeni bilgilerle hayatın sonsuz öğrenme yolculuğu olduğu bilincine eriştim. Bu süreçte, önce 2013 yılında “İlahi Nizam ve Kainat” kitabı ve ardından George İvanovich Gurdjieff’ in Dördüncü Yol “Kendini Bilmek” yöntemini anlatan kitaplar, uygulamalar ve okullar ile tanışmak benim için gerçek bir milat oldu. Dünyanın gizli hazinesine ulaşmış gibiydim. Yüzüme çarpan gerçeğin gücüyle içimde yıkılan sırça köşklerin içinden an’da kalmayı deneyimleyerek geçtim.

Kendini bilmek, tüm hallerinde “kendini gözlemlemek” anlamına da geliyordu. Kuantum fiziğine göre gözlemci varsa gözlemlenen farklı seyir gösterirdi. Kendimi gözlemleyebildiğimde, bu bedendeki varlığın başına gelenlere yargı ve anlam katmadan “şahitlik” edebildiğimde, beni kontrol eden duygulardan ayrışarak, o duygu olmadığımı fark ediyordum. Tüm bedenimi saran duygu bir nevi nötr hal alıyordu. Öz’ümle daha çok temas ediyor ve açığa çıkmaya başlayan gerçek vicdan kavramıyla tanışıyordum. Tüm bunların sonucunda duygularımın beni ele geçiren ağır titreşimleriyle değil, Öz’ümden gelen bilgiyle farkındalık halinde davranmaya başlıyordum. Bu farkındalık her şeye bakışımı değiştirmişti ve ruhum gerçek özgürlüğü deneyimliyordu.

C. Gustav Jung’un “Ötekinin sevmediğimiz özellikleri, kendi kendimizi bulmaya yardım edebilir” sözü bana,“persona” kavramından “kendini bilmek” haline geçişi çağrıştırıyor. Ortaya koyduğu persona kavramı, dünyevi sıfatlar, kabullenilmemiş gölge benliklerle birlikte tüm içsel benliklerin yansımalarıdır. Astrolojide birinci ev ile örtüşen bu alan, kişinin bu maskeler / benliklerle günlük hayat akışı içindeki tavırlarını tanımlar. Kolektif benliklerin, kişisel bazda dışa vurumu Arketiplerdir. Kişi kolektif alandaki bu sembollerle rezonansa geçerek tepkiler ve davranışlar ortaya koyar. Kabul etmediği, gözlemde kalamayıp anlamlar yüklediği, içsel sürtüşme yaratan her durumun, kişinin hayatında bir virüs gibi çalışıp sistemini bozduğunu anlamıştım. Zihin sürekli aktifken her an gözlemde kalmanın ne denli zorlu bir iş olduğunu da fark etmiştim. Bilinçdışı seviyede gözlemin kıymetini, gerek kendimin gerekse danışanların regresyon seanslarında gerçekleşen çözülmelerde, bilinçli bir biçimde kendini gözlemin önemini ise kendini bilme çalışmalarında idrak etmiştim. Günümüzde regresyonun sorunlara çözüm getirdiği bilim insanlarınca kabul ediliyor fakat nasıl işe yaradığı henüz bilimsel verilerle açıklanamıyor olsa da, dönüşümün, bilinç dışının koridorlarına girilerek, kişinin bilinciyle yapamayacağı “olayın içinden geçme” ve “gözlemde kalma” halini sağlaması ve iç gözün görüp bilinç düzeyine çıkarması ile gerçekleştiğini anlıyordum.

Hiçliğin ardındaki birliğe / bütünlüğe vakıf olmak, görünendeki görünmeyeni görebilmek beni bir başka akla açılan kapıya götürüyor ve bu başka akıl yaşamımdaki yaratımlarıma yansıyordu. İçsel sarkacım, somut kavramın ardındaki soyutu, soyutun somuta kattığı ahenkli dengeyi fark ederken, soyutu somutlaştırmaya duyduğu ihtiyaç erken yaşlarımdan itibaren yaptığım resimlerimde desenden soyut resme doğru olan yolculuğumu da benzer bir şekilde etkilemişti. İzmir Resim Heykel Müzesinden aldığım desen dersleri,6 yıl Güzelyalı Kültür Merkezi ve ardından çok uzun yıllar H. Reyhan Abacıoğlu Resim Atölyesinde (www.reyhanabacioglu.com/ ) yaptığım resimlerimi kişisel ve karma sergilerle izlenime sunmak, bu eğilimin yaratıcılığıma yansıyış hallerinden biriydi.

Aynı eğilim beni regresyonun soyut çözümselliğinde somut izleri aramaya yöneltti. Bu arayış gökyüzüyle olan içsel bağımı tekrar hatırlattı ve yıllarca çekilim hissettiğim astroloji hayatıma girdi. Evrende her şeyin sembollerle konuştuğunu fark edişim astroloji ile tanışmamdan çok daha öncelere dayanıyordu. Makro kozmos ve mikro kozmosun birbirine yansıması içinde  “Evrenden Hücreye” mantığını daha net görmüş olmak beni astrolojide derinleşmeye yöneltti. Astrolojik doğum haritası analizlerinde saptadığım anne karnı algıları, çocukluk travmaları, ruhsal ve psikolojik duygu durumları, atasal aktarımlar, kolektif alan bağlantıları ve muhtemel geçmiş yaşam temalarını regresyon seanslarıyla dönüştürmeyi hedefledim. Bu niyetle girdiğim astrolojinin o şaşırtan, muhteşem dünyası beni kendi derinliklerinin içine aldı. Artık açtığım her doğum haritası, beden bulmuş varlıkla temas etmekti benim için. Bu çok önemli temasın kattığı derin anlayış hayatımda özel bir yer etti.

Yaşam boyu öğrenmeyi amaç edinen kişiliğim gereği peşinden gittiğim her içsel eğilimimle, pek çok alandan edindiğim deneyimlerim ve aldığım eğitimlerimin sonucunda Regresyon ve Astroloji hayatımın merkezine yerleşerek yaşam yolculuğuma eşlik eder hale geldi. Yükseköğrenimimi İşletme ve Sosyoloji Lisans dallarında tamamladım. Ayrıca İstanbul Yeni Yüzyıl Üniversitesi’nden eğitim almış bir Aile Danışmanıyım. Uzun yıllar kamu sektöründe hizmet verdim. Kendimi bildim bileli resim sanatıyla ilgiliyim. Benim için resim önemli bir ilgi alanı ve kendimi ifade ettiğim bir sanat dalı olmuştur.

2015 tarihinden itibaren Dünya Regresyon Uzmanları Birliği EARTh  ( www.earth-association.org/ )  profesyonel üyesi olarak, regresyon seanslarımı İzmir’de yüz yüze ve çevrimiçi yürütmekteyim. Bu çalışmalarımın yanı sıra astrolojik danışmanlıklar ve astroloji eğitimleri vermekteyim. Danışanın talebi ve ihtiyaçlarına göre, kişisel doğum haritası analizi danışmanlığı verirken önceden saptadığım konular üzerinde regresyon seansı yapılmasını öneriyor ve yine danışanın tercihleri yönünde, kişinin yaşamında zorlu deneyimleri işaret edebilecek gök cisimlerinin sembolizmi üzerinden regresyon başlatarak dönüşüm yaratmayı amaçlıyorum. Gök cisimlerinin hayata etkilerini keşfederek regresyon seansı almak isteyen astrolog danışanların seanslarına da aynı yöntemle giriş yapıyorum.

Karşılaştığım her varlığın içsel bir yansımam olduğunun bilinciyle, birbirimizde kesişen yolda sevgiyle buluşmak üzere…

BEN; KİM OLMADIĞINI BİLMEYE ÇALIŞAN…