loading

Deep Memory Process (Derin Anı Süreci) Ve Travmanın Şifalanması – Rooger Woolger

  • Anasayfa
  • Deep Memory Process (Derin Anı Süreci) Ve Travmanın Şifalanması – Rooger Woolger

Derin Anılar Nedir?

Cheryl, DMP konulu atölye çalışmalarımızdan birine katılan genç, profesyonel bir psikoterapistti. Çok yetenekli bir terapistti ama sıra, gruplar içinde konuşmaya geldiğinde panik atak nöbetlerine tutuluyordu.

Atölye çalışmasının üçüncü gününde burnunu not defterine gömüp, olabildiğince az şey söyleyerek böyle bir anksiyete yaşamaktan başarıyla kaçabilmişti. Ancak o sabahın konusu korkuydu ve grup içindeki durumlara dair örnekler anlatılmaya başlandığında, daha konudan sadece söz edilmiş olmasına rağmen bir anksiyete nöbeti geçirdiğini anladı. Zihnine aniden, kendi dört yaşındaki görüntüsü geldi ve Cheryl gözyaşlarına boğulup titremeye başladı. Grup lideri Roger, onun “tetiklenmiş” olduğunu fark etmeksizin, neler olduğunu anlatmasını istedi. Cher

kendini tuzağa düşmüş ve çok utanmış hissetti, herkesin gözü onun üzerindeydi ve bu, onun en büyük korkusuydu. Ama buna rağmen lider önerdiğinde, çalışma fırsatını cesaretle kabul etti.

Cheryl: Beyaz bir elbise içinde kendimi bir Noel partisinde gördüm. Tüm aile odada. İçeri giremem. Dehşet içindeyim. Hepsi bana bakmakta. Ve omzum gerçekten çok acıyor.

Roger: Gözlerini kapat ve dört yaşına, beyaz elbisen içinde odaya girmek üzere olduğun ana dön.

C (Titreyerek, gözyaşlarıyla): Yapamam. İçeri giremem. Hepsi bana bakıyor. Bu beyaz elbiseden nefret ediyorum. Niçin giymemi isterler ki? Korkuyorum. Çok kötü bir şey olacak. (Hıçkırarak ağlar)

R (İmgeye odaklanması için nezaketle yardımcı olarak): Odanın içine doğru ilerle. Olaya gir; olay bugün seni incitemez artık.

C: Tamamen donmuş haldeyim. Odanın içindeyim ve hepsi birden “Ne hoş bir elbise, ne cici.” diyorlar. Onlara bakamıyorum. Öyle utanmış ve korkmuş bir haldeyim ki.

R: Neler oluyor?

C: Hiçbir şey. Bir biçimde kendimi daha iyi hissediyorum. Mesele onlar değil. O kapı, o elbise.

R: Tekrar, en korkutucu ana dön, tam kapıdan geçmek üzere olduğun ana. Tamam; korkuyla kal. Ona doğru nefes al. Üç dediğimde, berbat bir şeyin imgesinin yüzeye çıkmasına izin ver. Bir, iki, üç!

C (Neredeyse çığlık atarak): Ah, yardım edin bana; bu çok büyük bir kalabalık. Tepeden bana bağırıp çağırıyorlar. Beyaz elbise içinde büyük bir kadınım. Burası Roma. Bizi öldürecekler. Ahh! Bir aslan! Kolum! Artık orada değilim. Üstündeyim ve aşağıyabakıyorum (Kolunu diğer eliyle kavrayıp acı içinde iki büklüm oluyor, hıçkırıklarla ağlıyor. Birkaç dakika ağladıktan sonra, acı azalmaya başlıyor ve rahatlama hissediyor; sonunda konuşabilir hale geliyor) Kendimi ilk Hristiyanlardan biri olarak gördüm. Bizi bir arenaya itiyorlardı. Beyaz elbiselerden ve gürültücü kalabalıklardan boşuna nefret etmiyormuşum. Neyse ki geçip gitti.

Daha uzun bir seanstan alıntı olan bu satırlar, derin anı imgelerinin katmanlarının belirli durumlar tarafından tetiklenene dek, bilindışı zihinde yaşadıklarının bir örneğidir. Bu çalışma, bu tür bir psikodramanın dikkatle yönlendirilmesinin, bu donmuş sahnelerin hayata dönmelerini sağladığını ve derin somatik boşaltımlara, katarsise yol açtığını göstermektedir.

Cheryl’in bilinçdışından ortaya çıkan Roma arenası ve kendisinin bir ilk Hristiyan şehidi olmasına dair sahneler, kişinin kaçınılmaz olarak geçmiş yaşamları düşünmesine yol açar. Her türden rüyayı ve arşetipal figürü olduğu gibi, geçmiş yaşam fantazilerini de yaşar hale getirmek aslında psikolojik çatışmaların çözümlenmesini ve şifa bulmasını kolaylaştıran en güçlü araçlardır.

Derin Anı Süreci

Derin Anı Süreci (DMP), yıllar boyunca, Jungcu aktif imajinasyon, psikodrama, yaş geriletmesi, Reichyan beden terapisi ve kişilik ötesi psikoloji çalışan Dr. Roger J. Woolger tarafından geliştirilen bir sentezdir. Bu, ilişkileri ve aile sistemlerindeki güçlükleri; özdeğer yoksunluğunu; yetişkinlik veya çocukluk döneminde yaşanan cinsel tacizlerin açtığı psişik yara kalıntılarını ve her tür şiddet olayını tedavi etmekte başarıyla kullanılmış olan, geniş uygulama alanına sahip bir terapi

yöntemidir. Derin duygusal engeller, anksiyete durumları, fobiler, kronik ağrı ve travma sonrası stres bozukluğunun inatçı belirtilerini hızla ve etkin bir biçimde tedavi edebilmektedir.

Her DMP seansı, Cheryl’inki gibi son derece yüklü derin anı imgelerine odaklanarak başlar. Çeşitli şikayetlerin, somatik belirtilerin veya ayrışma bozukluklarının altında böyle imgeler yatıyor olabilir. Ardından terapist, travmanın, kaybın veya tacizin bedende ve bilinçdışı zihinde donup kalmış negatif kalıntılarını serbestleştirmek için çalışır. Bu süreç, güvenli bir yol aracılığıyla, ıstırap çekenlerin travma oluşturan kalıpları işlemesine yardım eder ve bu da bedensel-duygusal enerji boşaltımlarının nazikçe, kolayca gerçekleşmesiyle sonuçlanır. Süreç, psişenin ayrışmış ve parçalanmış kısımlarının yeniden bütünleşmesinin yolunu hazırlar.

Travma Çok Katmanlıdır

Psişe bunaltıcı veya dehşet verici bir olay tarafından parçalandığında kişiliğin, kıymıklar misali farklı parçalara veya parça benliklere ayrıldığı uzun zamandan beri gözlenmiştir. Derinden travmaya uğrayan parça, orijinal olan ve unutulan olayda donup kalırken, benliğin bir başka parçası, güvenli veya acıdan uzak olan başka bir dünyaya uzaklaşır veya ayrışır (Rossi, 1994, Steinberg, 2000, Ingerman, 1991). Ve ayrıca ortaya bir başka benlik; uyumlanıcı bir maske olan, yardımcı, hayata devam eden, acıyı umursamayan güçlü bir “hayatta kalan” benlik de çıkmaktadır. Çoğul kişilik bozukluğu gibi aşırı uç vakalarda ise, son derece karmaşık bir ayrışma ağı içinde her biri birbirini koruyan veya birbirinden saklanan büyük bir benlik parçası kalabalığı ortaya çıkmaktadır. Bu farklı benlikleri kurcalamak ve uyandırmak, bir soğanın zarlarını soymak gibidir ve terapistin, orijinal travmanın etrafındaki koruyucu yapının buzu çözülmeye başladığında ortaya çıkabilecek çeşitli anı katmanlarına saygılı olup, onları da içerebilmesi için hayli becerikli olması gerekir.

Travmaya daha çok tek yönden yaklaşan terapistler için özellikle akıl karıştırıcı olan şey, danışanın gerçek yaşamıyla görünüşe göre bağlantısız olan, konuyla ilgisiz olan hikaye parçalarıdır. Cheryl’in Roma arenası vizyonu bunun bir örneğidir. Konuyla ilgisiz bu imgeleri, özellikle de vaka tarihçesine uymadıklarında, yalnızca “fantazi” veya “bilinçdışı ikincil ayrıntılandırma” olarak gözardı etmek terapiste çekici gelebilir. Ama aslında, konuyla ilgisiz bu imgeler genellikle hem psişenin şifa bulması hem de başlangıçtaki parçalanmayı anlamak için çok zengin bir malzeme olabilir. Cheryl’in Roma arenası vizyonu gibi konuyla ilgisiz böyle imgelemelere, fantazi değil de psişenin Jung tarafından “Kolektif Bilinçdışı” ve W.B. Yeats tarafından ise “Büyük Bellek” olarak adlandırılan başka katmanlarından teklifsizce gelen sızıntılar demeyi öğrendik. Bu düzeyde, yalnızca egonun parçalanmalarına ve savunmalarına değil, ruh varlığının ta kendisindeki –Jung’cu terapist Kalsched’in arşetipal savunmalar dediği- derin ayrılmalara bakmaktayızdır.

Angela Vakası: Korkunç Bir Trafik Kazası

Angela, şoförün kontrolü kaybetmesiyle, kalabalık bir kaldırıma çıkan otomobildeki pek çok mağdurdan biriydi. Bir bacağı kırılmış ve kısa süre hastanede kalmıştı ama bir dizi travma sonrası şok tepkileri gösterdiği için aylardır terapi görmekteydi. Onun için en travmatik olan şey fiziksel açıdan incinmesinden çok otomobilin kadın sürücüsünün, Angela’nın gözleri önünde başı bedeninden ayrılarak ölmesiydi. Süregelen terapiye rağmen Angela’nın ayrışma ve olayı çevreleyen gerçekdışılık hisleri geçmiyordu. Seansları sırasında, içinde donmuş olan dehşet bir hayli boşaltılmış olmasına rağmen katliam sahnesi bir türlü gözünün önünden gitmiyordu. Bir Derin Anı Süreci seansında kazayı yeniden yaşamaya teşvik edildi ve bu durum ağlamayla,

titremeyle gelen, ayrışma anının açık bir tekrarlanışını içeren ileri bir katarsise yol açtı. Bu noktaya götürüldüğünde derhal çığlık atmaya başladı. Bedeni korkudan donakalmış gibi görünmekteydi. “Her yerde ceset parçaları var” diye haykırdı. “Allahım! Vuruldum!” Ve kalçasının kırıldığı noktada bacağını tuttu. Terapist onu “Neler görüyorsun?” diyerek teşvik etti. Kısa süre sonra, I. Dünya Savaşı’ndaki bir çarpışma sahnesini hatırladığı anlaşıldı. Bir bomba düşmüştü ve Angela kendisini; bacağı parçalanmış, çevresinde ölen silah arkadaşlarının kollarını, bacaklarını ve gövdelerini gören bir asker olarak buldu. Ceset parçalarının arasında bir arkadaşının kopan başı vardı. Bu noktada, denetlenemeyen çığlıklar içeren daha derin bir katarsis başladı. Terapist, bunun sonuna dek gitmesine izin verdi. Ve bu, derin bir rahatlama duygusuna yol açtı. Seansın daha sonraki anlarında, söz konusu “asker” kendisinin yakındaki bir sahra hastanesinde kangrenden ölüşünü hatırladı. Ardından kendini, bedenini terk edip dünyanın üstünde yer alan huzurlu, diğer pek çok kişinin ruhlarının olduğu bir mekana doğru süzülürken gördü. Eski silah arkadaşlarıyla konuşmaya teşvik edildi. Pek çoğunu tanıdığını ve onların acıyı aşmış, neşeli olduklarını gördü. Artık huzur ve uzlaşma hisleri vardı. Bu seanstan sonra Angela otomobil kazasının tekrarlayan anılarından dolayı bir daha rahatsızlık çekmedi.

Ne olmuştu? Angela bir geçmiş yaşamını mı hatırlamıştı? Yoksa kendi kaza travmasını, hayal edilmiş bir savaş hikayesine mi kaydırmıştı? Ya da bu, onun seans sırasında çağrışıma açık olan psişesine Büyük Savaş’ın kolektif bilinçdışı anısından gelen bir sızma mıydı? Bu teorilerin hepsi de yararlıdır ama önemli olan nokta, Angela’nın psişesine kendi eş tınılarını ve çağrışımlarını izlemesi için tam izin vermek yoluyla, onun bir uzlaşma noktasına gelebilmesi ve kökeni her ne idiyse belirtilerinin gerileyip ortadan kalkmış olmasıydı. Mesele, hikayenin doğruluğu değil, şifaya yol açan terapötik gücüdür; hikayenin, hastanın kendi yaratıcı bilinçdışından doğan gerçek bir “şifalı kurgu” haline gelişidir.

Katarsis

Sigmund Freud psikoterapide “katarsis” terimini ilk kez, danışanı Anna O.’nun daha önce bastırılmış olan duygularını ifade etmesinin ardından tüm belirtilerinin kaybolduğunu keşfettikten sonra kullandı. Terapilerinin tamamlanmasından sonra belirtileri yeniden ortaya çıkan danışanları keşfettiğinde “katarsis” terimini kullanmayı bıraktı. Bu terimi kullanmaya devam eden diğerleri arasında Wilhelm Reich ve J.L. Moreno başta gelir. Freud’un ıskalayıp da Moreno’nun fark ettiği şey, katarsisin bastırılmış öfke, hiddet veya üzüntünün duygusal yükünü salıvermekten veya boşaltmaktan daha fazlası olduğuydu.

Moreno bunu, danışanların yeni içgörüler edinip bunları şu anki yaşamlarına entegre etmeleri için bir fırsat olarak görmüştü. Bu fikirler, onun, hastaneye yatırılmamış klinik hasta gruplarında ya da ABD ve İngiltere’deki akıl sağlığı kurumlarında yıllar boyu başarıyla kullanılan psikodrama terapisine dahildir. Fritz Perls, 1960’larda ABD’de, Reich ve Moreno ile çalıştıktan sonra, onların terapilerinin esasları olarak gördüklerini alıp, beden farkındalığını, katarsisi, içsel rolleri oynamayı ve benliğin parçalanmış kısımlarını bütünleştirmeyi vurgulayan “Gestalt terapi”sini geliştirdi. Bu unsurlar, aşağıdaki örnekte de kısmen görüleceği gibi, Derin Anı Süreci’nin yapısına da dahil edilmiştir:

Veronica adlı, elli yaşlarında bir kadın ergenlik döneminden beri şiddetli sinüzitten mustaripti. Etkisiz olduğu anlaşılan her tür tıbbi tedaviden geçmişti. Geleneksel psikoterapi, yalnızlık duygusu kalıntısını, hafif depresyonu açığa çıkarmıştı ama ergenlik dönemi sırasında herhangi bir kayıp veya bariz bir duygusal altüst oluş bulmakta başarısız olunca, kadının durumunu değiştirmekte de başarısız olmuştu. Geçmiş yaşam terapisine giriş konulu bir hafta sonu çalışmasında, Veronica şu deneyimi yaşadı: kendini bir yetimhanede büyüyen ve 1914’te, I. Dünya Savaşı’nın başlamasından hemen önce askere alınan genç bir İngilizin geçmiş yaşamını yeniden yaşarken buldu. Pek çok acemi asker gibi onun da çarpışma deneyimi trajik biçimde kısa olmuştu. Siperlere yollandıktan bir iki hafta sonra, bir hardal gazı saldırısı, birliğinin tamamını silip süpürdüğünde ölmüştü. Kısa eğitim dönemi ve siperlerdeki yoldaşlık bu genç adam için şiddetli bir duygusal açılım olmuştu. Veronica genç adamın ölümünü yeniden yaşarken acı verici öksürmelerle birlikte şiddetli ağlama krizlerine girdi. Uzun süren katarsis sona erdiğinde, bu genç adamın soluksuz kalıp boğulmaktan kaynaklanan zamansız ölümünün, onu, kaybettiği silah arkadaşları için yas tutmaktan alıkoymuş olduğunu bildirdi.

Seans sonrasında Veronica, otuz yıldan beri ilk kez sinüslerinin tamamen temizlenmiş olduğunu da ifade etti. Görünen o ki, geçmiş yaşamın ergenlik döneminden kalan tamamlanmamış yas, kendi ergenliği sırasında bilinçdışı yolla yeniden etkinleşmiş ama boğulma travması nedeniyle, geçmiş yaşamın gözyaşları adeta sinüslerinde takılı kalmıştı. Bu yaşamdaki yalnızlıkla ilgili sorunları ve uzun sürmeyeceklerinden korktuğu için ilişkiler kurmaya yönelik korkuları, Veronica için apaçık hale gelmişti.

Beden Anıları

Geçmiş yaşam terapisinde bedenin farklı bölgeleri farklı şeyler hissedebilirler: Kafam şunu düşünebilir, kalbim bunu hissedebilir, karnım başka bir şey hisseder vb. Bedenin her bir kısmının söyleyeceği veya ifade edeceği bir şey vardır. Hem Wilhelm Reich ve hem de J.L. Moreno’nun psikodramasından ilham alan Fritz Perls’in açıkça gördüğü şey de budur: bedenlerimizin farklı ve çoğunlukla muhalif kısımlarında, her türden bitirilmemiş monologlar, diyaloglar ve karşılıklı konuşmalar vardır. Jung’cu terminolojiye dönecek olursak, kompleksler eğer biz onlara kulak vermeye hazırsak, bedenlerimizin içinde ve bedenlerimiz yoluyla konuşurlar; bizler komplekslerimizin toplamının cisimleşmiş halleriyizdir.

Hepimiz Wilhelm Reich’e özellikle borçluyuz. Reich, katı karakter yapıları ve bunların beden tarafından nasıl ifade edildiği meselesini araştırdı. Bu katı yapıların fiziksel ya da somatik stres sonucu değil de; psişik travmanın, derinlere bastırılmış duyguların ve yaşamın bilinçsiz bir şekilde inkarının doğrudan ifadeleri olduklarını bize gösterdi. Reich, kafada, çenede, boyunda, omuzda, gırtlakta, diyaframda, alt karında, bacaklarda, kollarda, ellerde ve ayaklarda bulduğumuz şu katı ve bilinçsiz kassal tutma kalıplarını tarif etmek için “karakter zırhı” terimini icat etti (Reich, 1949; Dychtwald, 1977). Organizmadan dışarıya yaşamın içine akıyor olması gereken libidonun tamamı çatışma yaratıyor olsa da, kas yapısının altında kilitli kalmaktadır. Bu da otonom işlevleri baskılamakta, organik işleyişi kötü etkilemekte ve sıklıkla tüm iskelet duruşunu bozmaktadır. (Reich, 1949; Alexander, 1971)

Bazı örnekler verecek olursak: Bir çocuk öfkeli bir ebeveyn tarafından dövüleceği korkusuyla yaşarsa, başını korumak için büzülmeyi ve omuzlarını kaldırmayı öğrenir. Bu korkudan kurtuluşu yoksa, savunmacı omuz zırhlanması asla gevşemez ve dolayısıyla gergin midesi ve tedirgin sığ

nefesleri de gevşemez. Bir süre sonra çocuk sürekli olarak tetikte olmaya öyle uyumlanır ki korku, organizmasında kronik olarak kalkık omuzlar, bükülmüş sırt, sıkışık göğüs ve mide biçiminde kilitli halde kalır. Yıllar içinde bu gibi tutma kalıpları belirli karakteristik sabit postürlere kadar bozunabilir. Bu koşulları çözemeyiş, donmuş beden anısı olarak sonuçlanır.

Veya babası tarafından düzenli olarak cinsel tacize maruz kalan genç bir kızı düşünün. Bu durumda, cinsel organları sıkışık tutulacak, leğen kemiği donmuş bir postürde kasılacak, kalçaları ve bacakları korku ile öfke karışımı tarafından kaskatı olacaktır. Ayrıca, midesinde tutulmuş tiksinti ve sığ nefes de olabilir. Sonraki yıllarda idrar yolları ve cinsel organlarla ilgili enfeksiyonlar, cinsel karşılık verişin derinden kısıtlanması ve jinekolojik güçlükler de yaşayabilir. Bunların hepsi artık kronikleşmiş olan, derinlere yerleşmiş psişik zırhlanmadan kaynaklanmaktadır.

Geçmiş yaşam terapisi çoğunlukla, zırhlanmanın kendiliğinden çözülmesine ve engellenmiş fiziksel libidonun eski haline dönmesine yol açar. Gerçekten de, bir gözlemci tarafından ilk kez görüldüğünde, geçmiş yaşam terapisinin çarpıcı olan yanı, yeniden yaşanan hikayeye hastanın bariz bir biçimde fiziksel olarak dahil oluşudur. Pek çok seansta hasta, gözleri kapalı, bir geçmiş yaşamın içsel görüntülerini pasifçe anlatır halde, yalnızca oturmaz veya uzanıp yatmaz. Aksine, hayal edilebilecek en dramatik türden çırpınmalara, kasılmalara, öğürmelere ve dövünmelere maruz kalır. Geçmiş yaşam terapisinin, bedeni ihmal eden bilişsel (kognitif) terapötik tekniklerden en temel farklılığı budur. Tam tersine, Derin Anı Süreci hem fiziksel şiddetin hem de duygunun en canlı biçimde deneyimlendiği yerin beden olması gibi basit bir olgu nedeniyle, bedene odaklanır. Bu durum, Bessel van der Kolk ve Judith Herman önderliğindeki bir Harvard psikiyatrik araştırma grubunun travma terapisi üstüne yaptıkları çığır açıcı çalışma ile de iyice vurgulanmıştır. Ekip, travmatik anıların saklanmasından, normal bellekte olduğu gibi beyin korteksininsözel bölgelerinin değil, limbik sistemin ve sensörimotor patikalarının sorumlu olduğunu belirtmektedir. Van der Kolk’un, 1996 yılında yazdığı “Skoru Beden Kaydeder” başlıklı bir makalesi bulunmaktadır. Travma terapisi açısından ima edilen şey, etkili hatırlamanın ve travmatik kalıntıların salıverilmesinin bedeni içermesi gerektiğidir.

İzini ne kadar erken dönemlere dek sürersek sürelim, çocukluk dönemi hikayelerini araştırmakla çözümlenmeyen, hem duygusal hem de fiziksel yapıda her türden nevrotik şikayetin var olduğunu giderek daha çok sayıda terapist keşfetmektedir. Artık kabul edilmektedir ki pek çok çocuk korkuyla, depresif, öfkeyle dolu, içe kapanık, yemek yiyemeyen (yani aç kalan), duyarsızlaşmış vb. halde doğmaktadır. Bu da demektir ki, hepimiz hem fiziksel hem de psişik “karmik” meselelerimize bakıp ebeveynlerimizi ebedi günah keçileri olarak görmekten vazgeçebiliriz. Ve hepimiz meditasyon gibi çalışmaları uygulamaktan yarar sağlayabilir, psikolojik çalışmamızı ruhsal yaşamlarımızla bütünleştirebiliriz. Tüm danışanlarıma, benim yaptığım çalışmanın yanı sıra beden çalışması, meditasyon ve rüya çalışması yapmalarını önermekteyim.

Beden anılarında odaklanmanın önemi, sensörimotor psikoterapide de vurgulanmaktadır (Ogden, 2000). Travmaları işlemden geçirirken, bilişten veya duygulardan çok bedeni ana odak olarak kullanan sensörimotor psikoterapi, travmanın beden üzerindeki etkilerini doğrudan tedavi etmekte, bu da daha sonraki duygusal ve bilişsel işlemden geçirişleri kolaylaştırmaktadır. Beden terapisi, tamamlanmaya izin vererek beden anılarını donmuş hallerinden çözmeyi hedeflemektedir. Derin Anı İşlemi bunu, aksi takdirde erişilemez halde olan travma anılarını saklayan savunma bariyerlerini bertaraf etmek amacıyla daha da ileriye götürmektedir.

Mark Vakası: Depresyon Ve Sırt Ağrısı

Duyguların ve son derece yüklü hikayelerin bedende nasıl derinde tutulabildiklerine ilişkin bir örnek vermek için, görünüşe göre birbiriyle ilintisiz iki sorundan, şiddetli sırt ağrısı ve tekrarlayan depresyondan mustarip, Porto Riko’lu bir psikiyatr olan Mark’ın vakasını ele alalım. Bir terapiste başvurduğu sırada, hastane danışmanlığı işinde kendini tuzağa düşmüş gibi hissetmekteydi. Terapist, onu sırt ağrısına odaklayarak seansa başladı ve ağrıyı nasıl hissettiğini sordu. “Sanki oraya vurulmasına karşı kendimi kasıyormuşum gibi.” “Neye karşı kasıyorsun?” “Bir şeyden gelen darbelere, belki de bir kamçı! Şimdi de ellerim bir şeye bağlanmış gibi hissediyorum.” Ortaya çıkan imgeyle, bileklerine havlu bağlayıp, sırtına, sahneyi telkin eden hafif darbeler indirerek psikodramayı oluşturduk. İmge giderek daha belirginleşti ve acının artık çok şiddetli olduğunu ama aynı zamanda kendini son derece öfkeli hissettiğini bildirdi. Terapist, “Neye öfkeli?” diye sordu. “Onlara. Sahiplere. Ben bir zenci köleyim. Dördüncü kaçışım bu ve beni yine yakaladılar. Bana işkence edecekler.” Ardından vahşi darbelerin devam ettiğini ve sonunda ölüme terk edildiğini bildirdi. Kölenin ölürken düşündükleri, büyük bir hiddet ve “Ne faydası var. Umutsuz. Asla bundan kurtulamayacağım. Onlar daha güçlü.” şeklinde bir güceniklikti.

Kendini, bedenini terk ederken gördü ama gerilim geride kalmıştı. Terapist “Sırtında hala tuttuğun nedir?” diye sordu. “Onların hepsini öldürebilirdim. O kadar öfke doluyum ki.” Bunun üzerine, kollarını bağlardan çözüp bir yer yatağını dilediğince dövmeye davet edildi. Eline bir tenis raketi alıp yer yatağına tekrar tekrar vururken, yoğun bir hiddet boşalttı. İyice yorulduğunda, sırtında bir enerji akışı ve o güne dek hiç bilmediği bir hafifleme olduğunu bildirdi. “Onları dövmekteydim,” dedi, “ama çalıştığım hastanedeki üstlerimi de dövmekte olduğumu fark ettim!” Bilinçdışı yolla hastanedeki üstlerini yeni köle sahiplerine dönüştürmüş ve kölenin umutsuzluğunu bugünkü hayatında yeniden oynamaya başlamıştı. Kısa süre sonra, özel ofisini açmak üzere hastaneden ayrıldı. Bu seanstan sonra hem sırt ağrısı hem de depresyonu ortadan kalkmıştı.

Derin Anı İşleminde Somatik Farkındalıktan Yararlanan Terapötik Stratejiler

İşte, danışanlarla çalışırken izlenecek bazı kurallar:

1. Bir vakanın geçmişini öğrenirken, danışanın tüm fiziksel hastalıklarını, kazalarını veya (sağırlık, gözlük kullanma, yüksek tansiyon vb.) tüm zayıflıklarını anlattığından emin olunur. Bunları not ederken, aynı dönemlerinin az öncesinde veya o sıralarda duygusal bir altüst oluş yaşayıp yaşamadığı sorulur.

2. Danışan bariz sorununu veya belirtilerini tarif ederken, anlatırken bedeninde neler hissettiğini tarif etmesi istenir.

3. Danışan bir derin anıyı veya bir geçmiş yaşam hikayesini hatırlıyorken, hikayenin tümünü bedenden kopuk bir üst noktadan değil de, beden içinde kalarak bildirmesi sağlanır.

4. Seans sırasında, özellikle de bir travma yeniden yaşanırken çok az duygu boşalımı var ise tüm fiziksel hareketleri, gerginleşmeleri, kasılmaları, sığ soluması vb. ele alınıp çoğaltılır.

5. Belirli bir ağrının veya organik sorunun bildirildiği anlarda, danışanın o acıya, ağrıya veya rahatsızlık çeken bölgeye odaklanması ve imgelerin, hislerin kendiliğinden ortaya çıkmasına izin vermesi teşvik edilir. Terapist, “Acı neye benziyor? Keskin mi, donuk mu? Bedeninin dışından mı, içinden mi geliyor? Buna ne sebep olabiliyordur? Bedenin ne yapmak istediğini hissediyor?” gibi

cümleler kullanılır. Terapist aslında, “sanki sırtıma vuruluyor gibi; sanki başım eziliyor gibi; sanki karnım yarılıp açılıyor gibi” örneklerinde olduğu gibi “sanki” ile başlayan çok yüklü küçük bir cümlede saklı olan benzetme aracılığıyla bir imgenin giderek açılmasını teşvik etmektedir.

6. Bedenin hikayeye tepki veren kısımları, kendilerini fiziksel veya sözel ya da her iki yolla da ifade etmeleri için teşvik edilir. Örneğin, sımsıkı tutulan bacaklar söz konusuysa, terapist “Kendine tekmeleme izni ver. İyi! Şimdi bırak bacakların o kişiye ne yapmak istiyorsa yapsın. İzin ver tekmelesin!” diyebilir. Ardından danışan, geçmiş bir yaşamdaki zalim kişiyi temsil eden yer yatağını tekmeleyerek bağırır: “Bırak beni, pis domuz!

Az önceki “Mark vakası” örneği bu stratejiyi göstermektedir. Bilinci acıya veya rahatsız olan bölgeye götürmekle ilgili olan ve sensörimotor terapide de kullanılan bu tekniği, Steven Levine, ölümcül hasta olan bireylere danışmanlık yaparken (Levine, 1984) son derece değerli biçimde kullanmıştır.

Sonuç

Derin Anı İşlemi’nin travma terapisine yaklaşımının, temel psikoterapiden farklılığı, güçlü bir salıverme sırasında danışanın öfkesinin ve gözyaşlarının bu duygularla birlikte yükselen herhangi bir imgeyi izlemesi için teşvik edilmesidir. Bu teşvik sayesinde, danışanın mevcut sorunlarının derin anı yansımaları gibi işlev gören her türden bölük pörçük sahne ve hikaye ortaya çıkacaktır. Vaka incelemelerinde de görülebileceği gibi, tam olarak teşvik edildiklerinde, fiziksel ve duygusal salıverme çok hızlı biçimde başarılabilir. Terapistin görevi danışanı, bir tür tamamlanmaya veya çözülmeye ya da Jung’un sözleriyle “rüyayı düşlemeye” veya Perls’in sözleriyle “bitmemiş Gestaltı tamamlamaya” doğru, bu imgelenmekte olan içeriği izlemeye teşvik etmekten ibarettir.

Roger J. Woolger (2009)

Çeviren: Yasemin Tokatlı

Yazar

Roger J. Woolger İngiltere’deki Oxford Üniversitesinde Psikoloji bölümünden mezun olmuş ve felsefe mastırı yapmıştır; İsviçre’deki Zürich C.G. Jung enstitüsünden Jung’cu (psiko)analist ve psikoterapist diploması almıştır. Ayrıca Londra Üniversitesi’nde felsefe mastırı ve felsefe doktorası yapmıştır. Derin Anı İşlemini geliştirmiştir ve bu tekniğin baş eğitimcisidir.

Kaynakça

Achterberg, J. Imagery in Healing: Shamanism and Modern Medicine. New York, 2002.

Adler, G. Dynamics of the Self. London, 1949.

Ahsen, A. Image in Psychotherapy Process. New York, 1986.

Assagioli, R. Psychosynthesis, New York, 1965.

Borysenko, J. Minding the Body, Mending the Mind. New York, 1993.

Dychtwald, K. Body-Mind. Pantheon, New York, 1977.

Gendlin, E. Focusing. New York 1970.

Harner, M. The Way of the Shaman. Harper, New York, 1980.

Herman, J. Trauma and Recovery. Harper, New York, 1992.

Hillman, J. Archetypal Psychology: A Brief Account. Dallas, 1983.

Jung. C.G. “Psychology and Religion” in Psychology and Religion, Collected Works, Vol. 11, Princeton University Press, 1969.

Jung, C.G. ‘A Review of the Complex Theory” (1934) in The Structure and Dynamics of the Psyche, Collected Works, Vol. 8, Princeton University Press, Princeton, 1969, para 200.

Kalsched, D. The Inner World of Trauma. Routledge, London, 1996.

Kurtz, R. and Prestera, H.. The Body Reveals. Harper, New York, 1976.

Kurtz, R. Body-Centred Psychotherapy: the Hakomi Therapy, California, 1997.

Lowen, A. Bioenergetic, Penguin, New York, 1976.

Levine, P. Waking theTiger: Healing Trauma . Berkeley, CA: North Atlantic Books, 1997.

Moreno, J.L. The Theatre of Spontaneity. Beacon House, New York, 1953.

Ogden, P. and Minton, K. Sensorimotor Psychotherapy: One Method for Processing Traumatic Memory. Traumatology, 6(3), article 3, October 2000.

Perls, F. S., Hefferline, & Goodwin. Gestalt Therapy. New York, 1951.

Ray, S. I Deserve Love. California, 1984.

Reich, W. Character Analysis. New York, 1949.

Rinpoche, S. The Tibetan Book of Living and Dying, Rider, 1992.

Rossi, E. and Cheek, B. Mind Body Therapy, Norton, 1994.

Steinberg, M. & Schnall, M. The Stranger in the Mirror: Dissociation, the Hidden Epidemic. Harper, New York, 2000.

Staunton, T. (ed). Body Psychotherapy. Routlege, London, 2002.

Stevens, R. Understanding the Self, The Open University, Sage Publications, 1996

Stevenson, I. Where Reincarnation and Biology Intersect, Praeger Publishers, 1997.

Stevenson, I. Twenty cases of Suggested Reincarnation, University, 1974.

Stone, H & Winkelman. Embracing Ourselves. California, 1985.

Van der Kolk, B., McFarlane & Weisaeth (eds) Traumatic Stress. New York, 1996.

Watkins, M. Waking Dreams. Harper, New York, 1976.

Watkins, M. Invisible Giuest, the Development of Imaginal Dialogues, Boston, 1986.

Woolger, R. Other Lives, Other Selves. Doubleday, New York, 1987.

Woolger, R. “Past-Life Regression Therapy” in Seymour Boorstein (ed). Transpersonal Psychotherapy. SUNY, New York ,1996 .

Woolger, R. “The Presence of Other Worlds in Psychotherapy and Healing” in Beyond the Brain. Ed. David Lorimer, In press, 2001.

Roger J. Woolger. “Body Psychotherapy and Regression: the Body Remembers Past Lives” in Staunton, T. (ed). Body Psychotherapy. Routlege, London, 2002.

Yeats, W.B. Mythologies, MacMillan, London, 1959